Ali Sami Yen Stadı'nda son "derbi" maçı da nihayet oynandı. Rakip olmak da Beşiktaş'a kısmetmiş. Galatasaray ile özdeşleşmiş, GS adına önemli tarihi zaferler alınmış bu stadyumda bir daha derbi maçı oynanmayacak olması GS için son derece manidar olmasının yanında bir anlamda yeni bir başlangıcın da habericisi olan bir durum söz konusu. Yeni stadyum Türk Telekom Arena da görünüş açısından oldukça güzel bir stadyum. Bence bu GS için yeni bir heyecan demektir.
Son zamanlarda GS'nin içinde bulunduğu durum, GS Başkanı'nından tutun da eşi hamile olduğu halde eşiyle birlikte stadyuma gelen cesaretli taraftarına kadar bütün Galatasaraylıları son derece üzmektedir. Yıllar önce kendi stadında ilk derbiyi yine Beşiktaş ile oynayan Galatasaray, Ali Sami Yen Stadı'ndaki son derbiyi yine Beşiktaş ile oynadı. İlk maç 2-2 bitmiş yıllar önce. Son derbi de 2-1 Beşiktaş lehine sonuçlanınca GS için kötü bir istatistik oluşmuş gibi görünüyor. Beşiktaş 8 yıl ligte bu statta galip gelemiyordu. Bu daha kötü bir istatistikti. 2010 yılının şartları sayesinde, şansının da yardımıyla Beşiktaş GS'yi yarışta safdışı bırakmış oldu.
Dünkü oynanan Galatasaray - Beşiktaş derbisi, bir "derbi"den oldukça uzak bir derbiydi sanki. İki takımda da önemli eksikler vardı. GS'de kaptan Arda, Beşiktaş'ta da Quaresma (Q7), Bobo ve Nihat sakatlıklarından dolayı sahada yoklardı. GS açısından durum zaten kötü iken önemli yıldızlardan da bir şekilde yoksun kalınınca eksik bir Beşiktaş karşısında bile son 4-5 maçtaki kötü gidişat GS'de aynen devam etmişti. Frank Rijkaard'ın gönderilmesinden sonra tecrübesiz ama bir o kadar da GS açısından eskiden önemli bir futbolcu olan Hagi, GS'deki bu kötü duruma "DUR" diyebilecek bir teknik adam değil. Schuster gibi bir şeyler deniyor; ama yaptıkları da çok eleştiriliyor. Özellikle Misimovic gibi bir futbolcunun kadro dışı bırakılması çok konuşuluyor. Sahaya sürülen kadro ve yapılan oyuncu değişiklikleri de (sanırım kendisi de dahil) kimseyi memnun etmiyor.
Beşiktaş da son zamanlarda istenilen futbolu sahaya yansıtamıyordu. GS maçında da bu devam etti; ama Beşiktaş maçı çevirebilecek Guti, Holosko ve Mert Nobre gibi oyuncuların sayesinde maçı kazanarak zirve takibini sürdürdü. Beraberlik iki takıma da yaramıyordu. GS'nin kazanması da bir şeyi değiştirmeyecekti; çünkü oynanan futbol açısından Galatasaraylılık ruhu Hagi ile sahaya yansıtılamıyordu. Beşiktaş önemli bir galibiyet aldı; ama GS'ye göre bir futbol oynandığı için yine de maçın mutlak hakimi değildi. Beşiktaş'ın önünde çok önemli bir maç var ki bu maçın kazanılması şampiyonluk için oldukça önemli. Beşiktaş, Bursaspor ile bu hafta oynayacağı maçı mutlaka kazanmalı. Bursaspor ise bu akşam Kayserispor ile oyunuyor. Puan durumuna baktığımız zaman Kayserispor ve Bursaspor 28'er puana sahipler ve 2. ve 3. sırayı paylaşıyorlar. Asıl derbi bu olsa gerek. Galatasaray - Beşiktaş maçı bir "derbi" ise Bursaspor - Kayserispor maçı da "derbi" sayılır. Çünkü bugünkü maç zirveyi yakından ilgilendiren oldukça önemli bir maç. İki takım da bu sezon şampiyonluğa oynuyorlar. "Bu haftanın asıl 'derbi'si daha oynanmadı." dersek yalan söylememiş oluruz bir bakıma. Derbi var (Galatasaray - Beşiktaş), derbi var (Bursaspor - Kayserispor)... Şu durum aslında Türk futbolunda gelinen son noktayı da açıkça gösteriyor.
"Derbi" demişken El Clásicoyu da es geçmemek lazım. İspanya'nın Barcelona ve Real Madrid takımları arasındaki maç tüm dünyada merakla bekleniyor. Derbi dediğin böyle olmalı. Boşuna El Clásico dememişler!
Yıldızlar topluluğu iki takımın aralarındaki maçlar hep nefesleri kesmiştir. Dünyanın sayılı derbileri arasında yer alan bu maçlarda gözler hep yıldızlar üzerinde olur. Takımlara baktığımız zaman, neredeyse sahaya çıkacak 22 futbolcu da "yıldız" sayılır. Sadece 22 futbolcu "yıldız" olsa; yedek kulübesi ve teknik direktörler de bir o kadar "yıldız". Özellikle Mourinho ve Guardiola'nın taktikleri maça şekil verecek. Kısacası, futbolda gözler bu derbide olacak!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder