Futbolda yenmek de var, yenilmek de. Favorisi olduğumuz takım; kazanınca her şey güzel, yenildiği zaman ise her şey bitiyor. İşte taraf olmak ve taraftarlık böyle bir olgu. Tıpkı benim Beşiktaş'a olan fanatikliğimde olduğu gibi.
Beşiktaş son zamanlarda Yıldırım Demirören'in başkanlığı ile futbolcu transferi anlamında müthiş yatırımlara imza atmakta. Ama gelin görün ki transferdeki inanılmaz olumlu gelişmeler taraflı tarafsız herkesin dilinden düşmese de Beşiktaş hala futbol anlamında, sahada -transferlere oranla- bir gelişme gösteremiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşısında sezonun ilk yarısında sahasında mağlup olan Beşiktaş, bugün de yine İstanbul'da mağlup olmaktan kurtulamadı. Bu durum gösteriyor ki, hala bir şeyler yolunda gitmiyor. Bu olumsuz duruma müdahele edecek kişiler hamlelerini bir an önce yapmalı. Hala şampiyonluk şansı varken kötü giden olayların üzerine sorumlular eğilmeli. Aksi takdirde Beşiktaş, ilk yarıda olduğu gibi yenildiği takımlara tekrar yenilebilir.
Ligte durum böyle iken Beşiktaş, Avrupa Ligi'nde bir başka oynuyor. Rakip Dynamo Kyiv'i Beşiktaş'ın eleyebilecek gücü var. Bu güç, Süper Lig'teki rakiplere karşı olan güçten daha başka bir güç. Avrupa Ligi maçlarının havası ile alakalı daha çok. Sanırım Süper Lig'teki takımlar birbirlerini daha iyi analiz edebiliyorlar. Fark burdan da kaynaklanıyor biraz da.
Beşiktaş'a karşı ayrı bir sempatim var. Bu sempati biraz renklerden, biraz da isimden kaynaklanıyor. Bu sempati son zamanlarda transferlerle birlikte fanatikliğe dönüşse de oynanan maçlarda alınan sonuçlar gösteriyor ki "Beşiktaş, hala aynı Beşiktaş". Bu düşüncem ilerde alınabilecek olası galibiyetlere rağmen umarım değişmez. Artık ben inişli çıkışlı bir taraftarlık yaşamak istemiyorum. Birisi hangi takımı tutuyorsun dediğinde, "Beşiktaş" deyip geçiştiriyorum. Bundan sonra da geçiştirmeye devam edeceğim. Çıkıp da Beşiktaş'ın galibiyetlerinin sohbetini yapmayacağım. Tıpkı Beşiktaş'ın mağlubiyetlerini üstlenerek savunmaya yönelik bir sohbetin içinde bulunmak istemediğim gibi.