2011/01/30

Taraftarlıktan Sadece Sempatikliğe

Futbolda yenmek de var, yenilmek de. Favorisi olduğumuz takım; kazanınca her şey güzel, yenildiği zaman ise her şey bitiyor. İşte taraf olmak ve taraftarlık böyle bir olgu. Tıpkı benim Beşiktaş'a olan fanatikliğimde olduğu gibi.

Beşiktaş son zamanlarda Yıldırım Demirören'in başkanlığı ile futbolcu transferi anlamında müthiş yatırımlara imza atmakta. Ama gelin görün ki transferdeki inanılmaz olumlu gelişmeler taraflı tarafsız herkesin dilinden düşmese de Beşiktaş hala futbol anlamında, sahada -transferlere oranla- bir gelişme gösteremiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşısında sezonun ilk yarısında sahasında mağlup olan Beşiktaş, bugün de yine İstanbul'da mağlup olmaktan kurtulamadı. Bu durum gösteriyor ki, hala bir şeyler yolunda gitmiyor. Bu olumsuz duruma müdahele edecek kişiler hamlelerini bir an önce yapmalı. Hala şampiyonluk şansı varken kötü giden olayların üzerine sorumlular eğilmeli. Aksi takdirde Beşiktaş, ilk yarıda olduğu gibi yenildiği takımlara tekrar yenilebilir.

Ligte durum böyle iken Beşiktaş, Avrupa Ligi'nde bir başka oynuyor. Rakip Dynamo Kyiv'i Beşiktaş'ın eleyebilecek gücü var. Bu güç, Süper Lig'teki rakiplere karşı olan güçten daha başka bir güç. Avrupa Ligi maçlarının havası ile alakalı daha çok. Sanırım Süper Lig'teki takımlar birbirlerini daha iyi analiz edebiliyorlar. Fark burdan da kaynaklanıyor biraz da.

Beşiktaş'a karşı ayrı bir sempatim var. Bu sempati biraz renklerden, biraz da isimden kaynaklanıyor. Bu sempati son zamanlarda transferlerle birlikte fanatikliğe dönüşse de oynanan maçlarda alınan sonuçlar gösteriyor ki "Beşiktaş, hala aynı Beşiktaş". Bu düşüncem ilerde alınabilecek olası galibiyetlere rağmen umarım değişmez. Artık ben inişli çıkışlı bir taraftarlık yaşamak istemiyorum. Birisi hangi takımı tutuyorsun dediğinde, "Beşiktaş" deyip geçiştiriyorum. Bundan sonra da geçiştirmeye devam edeceğim. Çıkıp da Beşiktaş'ın galibiyetlerinin sohbetini yapmayacağım. Tıpkı Beşiktaş'ın mağlubiyetlerini üstlenerek savunmaya yönelik bir sohbetin içinde bulunmak istemediğim gibi.

2011/01/23

Elektriğe Bağlı Bir Yaşam

Elektriksiz bir yaşam, yaşanılmaz bir hal alabiliyor. Uzun süreli elektrik kesintileri sayesinde elektriğin değerini bir kez daha anlayabiliyoruz. Haliyle de yaşadığımız hayatımızı, elektriğe bağlı olarak nitelendirmek de mümkünlük kazanabiliyor.

Elektrik, teknolojinin de gelişimiyle beraber yaygınlık kazandı. Artık günlük hayatta kullandığımız çoğu araç-gereç elektrik ile çalışmakta. Hatta -çok yakındır- elektrikli (elektrikle çalışan) arabaları yollarda görürsek hiç şaşırmayalım. Elektrik kullanımı oldukça yaygınken, elektriğin kısa süreli de olsa olmaması bize sönük bir yaşam sunuyor. İşte bu kısa sürede elektriğin değerini bir kez daha anlama şansına sahip oluyoruz. Kısa süreli olan elektrik kesintilerine alışığız da uzun süreli olana hiç kimse alışık değildir. En azından alışık olanlar şu an yaşamıyorlar.

"Edison elektriği buldu; biz ise faturasını ödüyoruz." esprisi bile artık bayatladı; fakat teknolojiye şu an için hakim olan güç kaynağı elektrik olduğu sürece faturasını ödemeye hala mahkumuz; ta ki güneş enerjisi gibi alternatif kaynaklar ile çalışan araç-gereçler üretilip kullanılmaya başlandığı ana kadar.

Elektrikli sandalye ile ölümüne son verilecek olan kişi "Keşke elektrik olmasaydı." diye dua ederken biz "Keşke elektrik hiç gitmese" diye dua ediyoruz. Görülüyor ki hayatın her anında elektriğe mahkum bir yaşamımız var.