2010/10/29

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!

29 Ekim günü ülkemiz için bir bayramdır. Her yıl bu bayramda Atatürk'ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyetimizin yeni yılını (yaşını) kutlarız. Cumhuriyetimiz her yıl yaşlanıyor mu yoksa daha da mı gençleşiyor tartışılır; fakat gerçek şu ki bu yıl (2010) Cumhuriyetimizin 87. yılını kutlamaktayız.

1923 yılında Cumhuriyetimizin hangi şartlar altında ilan edildiği hep anlatılmıştır. Tabii ki yaşamadan bilemeyiz o tarihte olanları; fakat rejimimizin değişmesi ve yıllardır korunarak bugünlere gelmesini düşünmek bile bize çok şey anlatıyor. Özellikle ülkemizin son zamanlardaki durumunu düşündüğümüz zaman geçmişin değerini daha çok anlama şansımız oluyor. Bizlere düşen en önemli görev ise, Cumhuriyetimizi korumaktır ve yaşatmaktır.

Peki "Cumhuriyet" nedir? Cumhuriyet bir rejim, yönetim biçimidir. Vikipedi'deki anlamına göre Cumhuriyet, "hükümet başkanının, kamu tüzel kişiliğini temsil eden bir heyet tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği bir yönetim biçimidir." Rejimi "Cumhuriyet" olan Türkiye gibi ülkelerde de Cumhurbaşkanı devlet başkanıdır. Dolayısıyla "Cumhurbaşkanlığı" makamı Cumhuriyet rejiminin bir eseridir.

Ulu önder Atatürk'ün emaneti olan Cumhuriyet'i kutladığımız sırada (Ata'nın) "izinde" olduğumuz gerçeğini de unutmamak lazım. Her bayramda olduğu gibi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda da resmi tatildeyiz, yani "izin"deyiz. Aslında burda Türkçe'mizin azizliğine uğruyoruz. "Ata'm İzindeyiz" derken Ata'mızın İz'inde olduğumuz (ilerlediğimiz) gerçeğinin yanı sıra "Ata'm, İzin'deyiz" (tatildeyiz) ifadesi de içinde bulunduğumuz duruma uyarlanmak suretiyle güzel Türkçe'mizin zenginliğinden de yararlanılarak espiri konusu olabiliyor. Yazarken kesme işaretlerini doğru yerde kullanarak bu durumu engelleyebiliriz aslında.

Cumhuriyet ve Cumhuriyet Bayramı ile ilgili söylenecek, tartışılacak çok söz var, olabilir de; ama böyle bir günde bunun yeri ve zamanı (burası) değildir. Zaten tartışmak gibi bir niyetim olmadığı için yazarken dikkatli olmaya çalıştım. Amacım bu yazı ile birlikte Cumhuriyet'imizin değerini anımsatmak ve bir kat daha artırmaktı. Umarım Türkiye Cumhuriyeti (T.C.) adına yakışır bir bayram geçirir. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

2010/10/22

Schuster'in Sistemi ve Beşiktaş

Alman teknik adam Bernd Schuster'in Beşiktaş'ta da oynatmaya çalıştığı salt hücuma dayalı futbol son zamanlarda keyif vermemeye başladı. Beşiktaş aslında bu sezona çok farklı bir havayla başlamıştı. Yapılan transferlerle oluşan bu yeni takım taraflı tarafsız herkes tarafından izlenecek bir takım haline gelmişti. Ama son haftalarda özellikle sakat futbolcuların da sayıca artmasından dolayı Schuster'in her şeye rağmen kurduğu kadro ile Beşiktaş futbol olarak beklenileni veremiyor. Gösteriyor ki Guti ve Quaresma gibi oyuncular olmadan bu takım üzerine koyamıyor.

Gönül isterdi ki hiçbir futbolcu sakatlanmasın; ama futbolun içinde olduğunuz sürece sakatlanmalar da muhtemeldir. Bugün Beşiktaş için en büyük şansızlık, sakat futbolcu sayısının oldukça fazla olmasıdır. Adı geçen Guti ve Quaresma haricinde Mehmet Aurelio, Sivok ve Ferrari gibi oyuncuların da sakat olmaları Schuster'in kadro kurmasını zorlaştırıyor. Sağlam oyunculardan kurulan 11'den de beklenileni alamıyorsanız bir şeyler yanlış gidiyor demektir.

Yanlış giden şeylerin başında Schuster'in sezon başından beri oynatmaya çalıştığı salt hücuma dayalı bir futbol gelmektedir. Futbol sadece ileriye dönük oynanmaz. Aslında futbol defanstan başlar. Ataklar defansif orta saha oyuncularının yönlendirmesiyle oluşur daha çok. Defansı sadece kaleci ve defans futbolcularıyla  da yapmazsınız; bütün takım oyuncuları ile yaparsınız. Hücumü ise daha çok yetenekli ileri uç elemanları ile yapmaya çalışırsınız. Dolayısıyla Schuster, takımın defans yönünü pek düşünmediği için, takımda da gol pozisyonu yaratabilecek yetenekteki oyuncuların takımdaki yerini alamamasından dolayı son haftalarda kötü oyunla beraber kötü sonuçlar da alındı. Takım şansızlıklar arasında, Trabzonspor ve Manisaspor'un ardından Porto'ya da yenilerek üst üste 3. yenilgisini aldı. Beşiktaş aslında defansif olarak alarm vermeye İstanbul BB maçında başlamıştı; ama üst düzey yabancı oyuncuların oyunu ile alınan farklı galibiyetler bu alarmın sesini birkaç maç için kapatmıştı. Bu aralar yine o alarm Beşiktaş için çalmakta. Guti, Quaresma, M. Aurelio, Ferrari ve Sivok'un takımdaki yerlerini alamayışlarından dolayı takımın sistemi hem defansif hem de ofansif anlamda çökmüş durumda. Sakat futbolcuların yerine oynayan oyuncular, yavaş oynamalarının yanı sıra pozisyon üretmekte zorlandıklarını Porto maçında bir kez daha gösterdiler. Pozisyonlar bulunuyor; ama bulunan pozisyonlar rakiplerin bulduğu pozisyonlardan daha fazla ve daha net olmayınca yenilgiler de kaçınılmaz oluyor.

Schuster'in bir an önce takıma hem savunma hem hücum anlamında sahip olup ona göre bir sistem ile oynamaya başlaması gerektir. Aksi halde eksik kadro ile saldırmaya devam edersek savunma açıklarını rakipler puan ve gol anlamında kolayca değerlendirmeye devam edeceklerdir.

Futbol biraz da şans oyunu. Bugün Beşiktaş, sakatlardan dolayı şansız tek takım değil. Bunu Galatasaray da bu sıralar yaşayan takımların başında geliyor; ama Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray gibi takımlar kadro derinliğine sahip takımlar olduklarından sakat futbolcuların olması takımları bu derece kötü etkilememesi lazım.

2010/10/19

Dilimiz Türkçe

Türkçe, dünyanın en zor dillerinden birisi. Alfabe olarak Latin harflerini kullandığımız için 'yazım' konusunda şanslıyız; fakat 'konuşma' konusunda oldukça zor bir dil kullandığımız kesindir ki yabancılar (Türkçe'yi bilmeyenler) için dilimiz anlaşılabilirlik açısından daha da zor görünmektedir. Her tür zorluğa rağmen dilimizi hem yazarken hem de konuşurken yerinde ve doğru kullanmalıyız. Aksi halde dilimiz oldukça 'çirkin' bir hal almaktadır.

Bugün kullandığımız Türkçe, elbette ki "öz" Türkçe değildir. ''Türkçe'yi bozan" söz/sözcüklerin başında argo, küfür ve yabancı kelimeler gelmektedir. Küfrün kullanılması her dili çirkinleştirir. Burada tartışmak istediğim konu küfür değil, argo da değil. Dilimizin bozularak yanlış kullanıldığını vurgulamak istiyorum. Tabi ki yabancı kelimelere de ayrıca değinmek lazım. Dilimizde yer alan yabancı kelimelerden bazıları, tam karşılığı olmayanı ifade ettiklerinden, bazı yabancı kelimelerin de var olan anlam karşılıklarına rağmen daha "modern" bulunduklarından dolayı kullanıldıklarını düşünüyorum.

Günlük konuşma dilimiz, yazım dilimiz ile aynı değildir. Yani Türkçe çoğu dil gibi yazıldığı gibi konuşulmuyor. (Yazım dilimizdeki bozukluklara da ayrıca değineceğim.) 'Tabiri caizse' kelimeleri yuvarlayarak konuşuyoruz, harfleri yutuyoruz. Buradaki kayıpların zamandan kaynaklandığını da düşünüyorum. Farklı konuşmalar bununla da sınırlı kalsa; yörelere, bölgelere göre de konuşmalar değişmekte, başka şiveler, ağızlar kullanılmakta. Tam olarak bir 'dil birliği'ne sahip değiliz. Yine de konuşma dilimizin işlevini yerine getirdiği söylenebilir.

Geldik asıl önemli kısıma: "yazma dilimiz". Türkçe'yi öyle bir yazıyoruz ki deyim yerinde ise onu 'katlediyoruz'. Özellikle de bu sanal alemde yani internet ortamında kullandığımız dil 'Türkçe' değil sanki. Madem yazarken Türkçe'yi kullanıyoruz, o zaman layıkıyla yazalım, değil mi? Yazım kurallarına da özen göstererek yazalım. Maalesef yazarken kullandığımız 'dil' ile de Türkçe'yi unutuyoruz. Küçük-büyük harf yazmaktan tutun da harflerin yerine kullanılan benzer karakterlere kadar birçok şekil bozukluğu ile Türkçe'yi 'okumaya' çalışıyoruz. Okuyamadığımız için de tepki göstermemiz doğal hale geliyor. Yazarken gerekeni önemi göstermeyerek bir anlamda dilimize verdiğimiz önemi de göstermiş oluyoruz.

Türkçe gerçekten güzel bir dil. "İyi ki anadilimiz Türkçe" diyorum çoğu zaman. Madem zor öğrenilen bir dile sahibiz, o zaman bu dilimizi düzgün kullanalım ki Türkçe uzun ömürlü olsun!

2010/10/18

Listelerimde Tarayıcı Farkı

finalistweb.blogspot.com
Blogspot'ta başlarken böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Yayınladığım liste formatları "Internet Explorer hariç" çoğu web tarayıcısında istediğim gibi olduğu görülüyor. Anlam veremediğim bir şekilde Internet Explorer (IE) formatı olduğu gibi göstermiyor. Kuşku duyduğum nokta, internet kullanıcılarının çoğunlukla tercih ettiği web tarayıcısının IE olması. IE'deki sorun bununla da sınırlı kalsa iyi! Maalesef IE "veremediği yanıtlar"la da kendi değerini düşürmüştür. Sorun IE'de de olmayabilir, web sunucuları veya bilgisayar sistemimiz de bu tür sorunlara neden olabilir; fakat IE, her ihtimale karşın o birinci sınıf tarayıcı kimliğiyle hala sorunları çözemediğini gösteriyor.

Aslında merak ettiğim konu, az önce de değindiğim gibi, en çok kullanılan veya tercih edilen web tarayıcısının hangisi olduğudur. IE olduğunu düşünüyorum; fakat çoğu ileri düzeydeki internet kullanıcısının farklı web tarayıcılarını tercih ettiğini de biliyorum. Örneğin; Google Chrome, Mozilla Firefox ve Opera benim de denediğim, kullanışlı web tarayıcılarından bazıları. Ufak tefek de olsa web tarayıcılarının arasında belirli farklar var; ama bu farkları kapatan konu Internet Explorer'ın artık kendi işinde 1 numara olamamasıdır.

IE'yi geride bırakan etkenlerden başında, diğer web tarayıcılarının internetten veri indirebilme hızlarının fazla olması gelmektedir. Zaten çoğu kullanıcı haklı da olarak hızlı web tarayıcılarını tercih etmekte.

Peki, en 'iyi' web tarayıcısı hangisi? 'İyi'den kasıt 'kullanışlılıktır' aslında web tarayıcılarının arasındaki farkı yaratan etken olarak. Eğer bir tercih etme sorunu ile karşı karşıya isek, ortada 1 numaranın olduğunu da (bence) söylemek mümkün değildir. Zira sunulan tercihler veya seçenekler arasından biz kendimize en yakın olanı seçeriz. Şu anda konu web tarayıcısı olduğu için sorumuz ancak şu şekilde olabilir:

Sizce en iyi web tarayıcısı hangisidir?
  • Internet Explorer
  • Google Chrome
  • Mozilla Firefox
  • Opera
  • Diğer...

    Merhaba!

    Sanal alemde kendimi daha özgürce ifade edebilmek adına tercihimi Blogspot'tan yana kullanmış bulunuyorum. Windows Live Spaces'in kaldırılacağını öğrendikten sonra kursağımda kalan hevesimi daha çok yaşayacağım başka bir mekana yerleşmem gerektiğini hissettim. Live Spaces tarzında fakat daha teknik düzeyde blog hizmeti veren birkaç siteyi denedim. Denemelerim sonucunda en çok Blogspot'un formatını yapacaklarım için kendime uygun buldum ve alanımı oluşturdum. Buradaki amacım, Live Spaces'te olduğu gibi güncel listelere sahip olmanın yanında kendi iç dünyamdaki yorumlarımı sanal alemde paylaşma imkanımı kullanmaktır.

    Bu sitede oluşturacağım format ve içerik hakkında da kısaca bilgi vermek isterim. Sitede 'Güncel Sayfalar' başlığı altında, adından da anlaşılacağı üzere, sürekli güncel tuttuğum liste ve sayfalara öncelikli olarak özen göstereceğim. Kendi ilgi alanıma giren listelerle ilgili bağlantıları paylaşacağım. Daha da önemlisi, pek de cesaret edemediğim 'blog yazma olayı'na ufaktan ufaktan başlayarak, kendi düşüncelerimi ve yorumlarımı paylaşmak ve tartışmak adına yazılar yazmayı da düşünüyorum. Bu alanımın sadece liste ve linklerden oluşmasını istemem. Alanıma gelen ziyaretçi arkadaşlarım yazılanları okurken veya siteme göz gezdirirken liste ve sayfalarımın da 'hafiften incelenen bölümler' olmasını isterim.

    Günlük hayatta pek konuşmayı seven bir insan değilim; ama iş yazma konusu olunca "yazarım abi" diyebiliyorum içimden. Popüler bir alanımın olmayacağı ihtimalini de çok iyi bilerek en azından alanımın dolu görünmesi adına hamleler yapacağımı düşünüyorum. Bu yüzden buradayım. Herkese Merhaba!