Güzel bir uykudan uyanmış gibiyim. Güzeldi; ama içinde kabuslar da vardı. Biraz şans, biraz gerginlik, biraz popülarite, biraz işkoliklik, biraz da kariyer vardı benim rüyalarımda. Ama şu an hiçbir şey bitmiş değil; aksine her şey yeniden başlıyor. Üzüldüğüm nokta da bu aslında. Deyim yerinde ise kariyer "sil baştan"...
Daha önce hiç gelmediğim, yolunu bile bilmediğim, tanıdık kimsenin de olmadığı bir yeri kariyer yolunun başlangıcı olarak seçtim. Aslında ilginç olanı, bilmediğim bir mesleği icra etmek için memleketten uzakta bir yeri seçmiştim. Özellikle kamuda değil de özel sektörde çalışacaksanız işiniz daha da zor oluyor. Ama ben kendi çalışkanlığıma ve zekama güvenerek bir yerden işe koyulmak adına seçimimi yapmıştım. İlk zamanlarda şans benim yanımda olsa da adil bir şekilde yükselme fırsatını yakaladım. Bilinçsiz bir şekilde çalışma hayatını öğrenirken aynı zamanda şehri de öğreniyordum. Bu kısa süre zarfında, şehrin insanlarını ve çevresini çoğu hemşehrimden daha iyi analiz ettiğimi düşünüyorum. Kendime iyilik yaparak kendimi geliştirdim sadece. Bu yüzden kendimi artık daha donanımlı biri olarak görüyorum.
Gelen gideni aratırmış gerçekten. Öğrendim ki iş biraz da lider(!) olan yöneticide bitiyormuş. Sen ağzınla kuş tutsan da hak etsen de tamamen ipler başkalarının elinde. Hayatım ve kazanımım iki dudak arasında ve bu dudaklar için bahane bulmak sanıldığı kadar zor da değil.
Defans oynarken menajerim beni kaleye aldı. Neymiş efendim, maç oynarken takım içerisinde değişiklik olabilirmiş. Peki ama neden geri hizmet? Neden ben? Ben "Allah izin verirse", ola ki terfi sınavımı kazanırsam bazı şeyleri aslında çoğu şeyi hak etmiş olacağım. Peki o zaman nasıl bakacaksınız insanların yüzüne? Hiçbir şey denemeden, şans bile vermeden beni geriye alamazsınız. Bu şekilde beni kaybeder ve saf dışı bırakırsınız; farkında mısınız? Bu anlamda dolaylı olarak kendinize de zarar verdiğinizin umarım farkındasınızdır. Ben kendimi, kırmızı kart görmüş bir kalecinin yerine maç sonuna kadar kaleye geçen oyuncu gibi görüyorum. Aslında kaleciliği bilmem. Olur ya belki bir iki kurtarış yaparsam alkış toplarım, beğenilirim. (Çok da umurumdaydı.) Bana "kaleye geç" veya "geçmezsen (alttan alttan) dışarı çıkabilirsin" denildi. Aslında takımın çalışkan oyuncusu, en çok koşan oyuncusu artık kaledeydi. Ben kalede oynamak istemiyorum; ama bu saatten sonra yapacak bir şey yok. Para kazanmak zorundayım ve maç sonuna kadar kalede durmak, şu an için yapılacak en olumlu davranış olacak belki de. Bunları düşünürken aslında bir şeyi unutuyorsunuz. Takımın düzenini bozarken aynı zamanda oyuncuları birbirine küstüyorsunuz ve en önemlisi de ileriyi düşünemiyorsunuz. Hazır elinizde frikik ustası oyuncunuz var iken siz serbest vuruşu ona kullandırmayarak başkasına attırmak ister misiniz? Profesyonel düşünürseniz, hak ettiğiniz yerde değilseniz aslında maç sonunu bekleyerek daha verimli olacağınız bir takıma gitmeyi düşünebilirsiniz. Aklınızda artık gol atmak, faydalı olmaktan çok günü kurtarmanın planları vardır. Fırsat kollamaya devam ederek süreklilik arz eden, işinizi yaparken daha mutlu olacağınız takıma geçmeyi planlarsınız. Profesyonel iş hayatı işte.
"Adalet; sevmesen de hak edene hakkını vermektir. Adalet; sevsen de hak etmeyene hakkını vermemektir. Dünyanın malını, servetini bir yere koysalar, bir insanın kalbini bir yere koysalar, biz o insanın kalbini tercih ederiz." Ne güzel söylemiş büyüğüm. Aslında konuyu özetlemiş benim için.