2010/12/20

Futbolda Maça Başlarken

Futbolda son zamanlarda dikkatimi çeken bir istatistik var. Bu istatistik de futbolda oyuna başlama biçimi ile oluşan maç sonucu arasındaki bağlantıdan ibaret. Ben de bu istatistiğin güçlü sonuçlarına dayanarak kendi futbol felsefemi, bir anlamda da tezimi ediniyor ve paylaşıyorum.

Futbol (uzatmaları, seri penaltı atışlarını ve diğer olağandışı etkenleri saymazsak) 90 dakika ve 2 devre halinde oynanır. Muhakkak bir takım başlama vuruşunu yapar ve oyun başlar. Son zamanlarda maçların özet ve/veya tamamını izlerken kendimce bir kanıya vardım. Maça başlayan takımlardan, hemen topu hızlı bir şekilde rakip takımın sahasına ve kanatlarına atan takımlar maçlarını genellikle kaybettiler. Başlama vuruşunu yapıp topa kendi sahasında pas yaparak sahip olan ve o şekilde atak yapmaya çalışan takımların çoğu ise maçlarını hep kazandı. Bazen, sonucunu bildiğim maçların özet görüntülerini izlerken maçı kazanan takımların maça kontrollü başladığını, kaybeden takımların ise maça hep bir an önce kanatlardan atak yaparak başladığını da fark ettim. Çoğu izlediğim maçta durum hep aynıydı. Hal böyle olunca maçların başlama biçimleri ve sonuçları arasında kurduğum bu ilişkinin güçlü istatistiği ile kendi futbol felsefemi ve tezimi oluşturabileceğimi düşündüm. Tabii ki maça kontrollü başlayan her takım maçı kazanacak diye bir kaide yok. Benim öne sürdüğüm bu sonuç, sadece bir varsayım, bir tez.

Ayrıca; her maçta olmasa da maçların büyük çoğunluğunda böyle bir istatistiği yakalamış olmamın, futbolun nasıl başlaması gerektiğini çözmemde oldukça yardımcı olduğunu söylemeden de geçemeyeceğim.

2010/12/11

Digiturk 443. Kanal (Dance)

Müzik dünyasındaki yeni keşfim: Digiturk 443. kanal, "Dance"

Internete bağlandığım zaman ağırlıklı olarak Energy 98 adlı web radyosunu dinlediğimden daha önce bahsetmiştim. Internet olmadığı zaman ise, televizyon ve yerel radyolardan müzikleri takip edebiliyorum. Şu sıralar daha farklı bir platformdayım. Digiturk'ü duymayan kalmamıştır. Duyuyoruz; ama takip edebilme şansımız olsa da bu şans daha çok "para" ile alakalı. Bu yüzden de şanslılık aslında şanssızlık da olabiliyor. Digiturk konusunda bu aralar şanslı sayılırım.

Müzikten bir türlü vazgeçemiyorum. Digiturk'ü sınırlı da olsa kullanma ve izleme şansını bulmuşken ben hala daha fazla müzik kanalını keşfetmeye devam ediyorum. Nedeni ise aslında daha çok ruhsal bir ihtiyaçtan kaynaklanmakta elbette; çünkü 'Müzik ruhun gıdasıdır'. Hayatımdaki önemli bir boşluğu yine müzik ile doldurmam demek, o müzik istasyonunun benim için o kadar önemli olduğu anlamına geliyor, demektir. Bundan dolayı da Digiturk'ten keşfettiğim yeni bir kanal olan 443 kodlu "Dance" adlı radyo kanalının hayatımdaki yerinden bahsetmek istedim. Bu günlerde blog için konu ararken derdime "443 Dance" kanalının çare olduğunu söyleyebilirim.

Geçenlerde Digiturk dinlenen bir yerdeydim (ki hala oradayım). "90s' Hits" (425) kanalında birkaç müthiş şarkı duydum. Önce "Faithless"ten "Insomnia", ardından birkaç müzik sonra da "Fatboy Slim"den "The Rockafeller Skank" çalınınca heyecanlandım (tabii ki içten). Birkaç şarkı daha dinledikten sonra aldım elime kumandayı, kanalları dolaşmaya başladım. "80s' Hits" (426), "70s' Hits" (427) derken "Dance Classics"e (442) geldim. Bir sonraki kanal da sadece "Dance" (443) adındaydı. Biraz dinlemeyi tercih ettim. Çünkü bu tarz kanaldan fazla yoktu. Biraz takıldıktan sonra ardı ardına "benlik" şarkılar çıkmaya başladı. Çalan bütün şarkıları beğenmedim; ama bazen öyle müzikler çıktı ki beğenerek (ve katılarak) dinlediğim müzikleri burada da dinleyebileceğimi bilmek beni memnun etmeye yetti. (Bu arada kanal kodlarını yazdım; çünkü Digiturk'ün kanallarının her yerde aynı olduğunu düşünüyorum.)

Energy 98, MTV Türkiye'den DanceFloor Chart ve Party Zone derken bir de bunlara Digiturk 443. kanal eklenmiş oldu. Bu kanal ile ilgili blogumda bir sayfa oluşturmayı düşünmüyorum. Sadece kanaldaki beğendiğim müzikleri müzik arşivime katmak gibi bir niyetimin olacağını söyleyebilirim.

2010/12/03

Facebook ve Sayfa Adminleri

Facebook, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de en çok ziyaret edilen sitelerin başında geliyor. Neden peki Facebook bu kadar popüler? Çok sosyal olduğumuzdan mı, yoksa herkesin ortak bir adresi olduğundan mı? Sanırım ikinci seçenek cevaba daha yakın olsa gerek. Bana da çoğu zaman gerekli ve zorunlu bir site olarak geliyor. Bazen de "Hiç Facebook olmasa da olur." düşüncesinde oluyorum. Facebook'a zorunlu üyelik konusundaki düşüncemi daha çok Facebook'un "tanımlanamaz" büyüsüne bağlıyorum. Ama içinde olduğum süreç içerisinde de Facebook'u kullanmamak için haklı ve geçerli sebepleri bulmam da çok zor olmuyor.

Çoğu sevdiğim dizi, film ve çeşitli Facebook sayfalarını, sırf sayfa yöneticilerinin (adminlerinin) tutum ve davranışları yüzünden beğenmekten vazgeçiyorum. Facebook profilimizi düzenlemek için dizi veya film ismi yazarken, okul ismi yazarken, hatta ilimizi yazarken bile belirli Facebook sayfalarını da beğenmiş oluyoruz. Özellikle sevdiğimiz dizi ve programları profilimizde göstermek için, resmi olmayan sayfaları beğenmek zorunda kalabiliyoruz. Resmi olmayan diyorum; çünkü sözünü ettiğim sayfalar ile dizinin gerçek yayın ve yapımcıları ile bir alakası olmadığını rahatça söyleyebiliriz. Böyle olunca da 3. kişilerin insiyatifleriyle paylaşımları alabiliyoruz. Bazen ilginç tavırlar, bazen de duruma göre yapılan paylaşımlar, çoğu zaman da yayıncı kuruluşu hedef alan serzenişleri görmek mümkün oluyor. Çoğu zaman da yapılan yorumlar da görmek istenmeyen türden olunca artık o sayfanın bir üyesi olmanın da bir bakıma anlamı kalmıyor. Komedi Dükkanı olsun, Yahşi Cazibe dizisi olsun, hatta davet edildiğim birkaç Atatürk sayfasında olsun hep aynı şeylerle karşılaşınca profilimde de bu sayfaların adlarının yer almasını istemedim. Daha doğrusu, bu sayfalara üye olmayı (beğenmeyi) kendime yakıştıramadım. Tepkim daha çok sayfa yöneticilerine olmuştur. Ben de profilimde daha çok resmi (official) sayfalara yer vermeye başladım. Daha çok sayfayı beğenmek demek, daha çok sosyal olduğun anlamına gelmez; gelmemesi de lazım.

Facebook'ta dikkatimi bir kez daha çeken bir konu da, bir kullanıcının sadace ordan burdan aldığı videoları paylaşması ve bunun dışında bir şey yapmaması. Yani hiç mi yorum yapmazsın, hiç mi başka bir paylaşımı beğenmezsin. Yok; sadece ardı ardına bir şeyler paylaşılmış, başka bir *** (şey) yok. Facebook'ta böyle kullanıcılar da olduğu sürece, Facebook'un o üzerimdeki büyüsü yavaş yavaş etkisini yitirmekte.