2014/09/06

Depremi Hissetmek

1998 yılında yaşamış olduğumu depremi birkaç gün önce tekrar yaşadım. Tam 16 yıl önce Adana'da yaşamış olduğumuz depremi yeniden hatırladım. O zamanki 6,2 büyüklüğündeki depremin hasarı ve şiddeti daha fazla olmasına rağmen bugün de çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Çünkü o günkü 6,2 büyüklüğündeki depremin artçı sarsıntıları da vardı. Bunlardan hatırladığım; sadece birinin 4,4 büyüklüğünde olması ve Adana'daki evimizden çok büyük bir gürültü ile hissedilmesiydi. Sanki apartmanın bodrumunda birileri delici makinası ile iş yapıyordu. Sonra depremin durması ile kendimizi evden dışarı atmıştık ve birkaç gün yolun karşısında yapılmakta olan binanın içinde ve çervesinde kalmıştık. Merdivenlerden korkuyla ve hızlıca indiğimizi hatırlıyorum. Arada korkuyla bile olsa bazen evlerimize girip hemen çıkıyorduk.

Dün gecenin (05/09/2014) daha ilk saniyelerinde Karaman'daki evimden Akdeniz'de yaşanan 5,2 büyüklüğündeki depremi hissedince kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı. İlk başta deprem olduğunu anlayamamıştım. Sonra oturduğum yerde durup dinlemeye başladım. O an uyusaydım belki de hissedemeyecektim; ama bir kez daha o duyguyu yaşadım ve hatırladım.

Sanırım yaklaşık 1 dakika süren deprem aralıklarla vurmuştu. Kendim sallanıyordum; fakat sallantının şiddetini ölçmek için ahizeye bakmak istedim. Ancak odada ahize olmayınca o şiddeti odadaki çiçeklerinin yapraklarına bakarak kendimce onayladım. O an ayağa kalkıp da sokağa bakamadım; amacım dışarı bakıp bir şeylerin sallandığını görmekti. Yine de durup depremi hissetmeye devam ettim.

Aralıklarla vuran deprem verilere göre Akdeniz'in yaklaşık 25 km derinliğinden gelmişti. Büyüklüğü 5,2 olan açıklanan depremi ben belirli aralıklarla hissedebildim. Deprem sıklıkla vurmuş olsaydı, şiddetinin ve acısının daha fazla olacağını tahmin edebiliyorum. Çünkü; sanki duruyor ve tekrar başlıyordu. Daha sonra internetten "son depremler" kelimelerini aratıp depremin "gerçekliliğini" ve verilerini teyit edip öğrenmiş oldum. Daha sonra da yine Akdeniz'de artçı depremlerin olduğunu gördüm.

Bu son deprem bana hayatın gerçeklerini tekrar hatırlattı. Deprem aralıklarla değil de sıklıkla ve daha şiddetli vurmuş olsaydı belki doğal afetin tam da kendisini yaşayabilirdik. Çok şükür ki öyle bir şey yaşamadık; ama bu, yaşamayacağız anlamına gelmez. Yerkürede olup bitenleri ve bitecekleri daha önceden bilemeyeceğimiz gibi bu afetlere önlem alamayız da.

Bir ara da yine bir yaz günü babaannemin Osmaniye'ye bağlı Bahçe adlı ilçesindeki evinde kalıyorduk. (Yanlış hatırlıyor olabilirim; sanırım yaşanan 1999 yılı ve İzmit depremiydi.) Sabah kalktığımızda evde ne elektrik vardı ne de telefon çalışıyordu. Sonra öğrendik ki bu kesintilerin sebebi o depremdi.

Adana'da, İzmit'te ve hatta Van'da yaşadığımız ve şahit olduğumuz depremlerin sonuçlarını hepimiz biliyoruz. Bu doğal afetlerin sonucunda birçok insan hayatını kaybetti. Bu Akdeniz depremi de bana o an "acaba" dedirtti...

2014/01/19

Sil Baştan

Güzel bir uykudan uyanmış gibiyim. Güzeldi; ama içinde kabuslar da vardı. Biraz şans, biraz gerginlik, biraz popülarite, biraz işkoliklik, biraz da kariyer vardı benim rüyalarımda. Ama şu an hiçbir şey bitmiş değil; aksine her şey yeniden başlıyor. Üzüldüğüm nokta da bu aslında. Deyim yerinde ise kariyer "sil baştan"...

Daha önce hiç gelmediğim, yolunu bile bilmediğim, tanıdık kimsenin de olmadığı bir yeri kariyer yolunun başlangıcı olarak seçtim. Aslında ilginç olanı, bilmediğim bir mesleği icra etmek için memleketten uzakta bir yeri seçmiştim. Özellikle kamuda değil de özel sektörde çalışacaksanız işiniz daha da zor oluyor. Ama ben kendi çalışkanlığıma ve zekama güvenerek bir yerden işe koyulmak adına seçimimi yapmıştım. İlk zamanlarda şans benim yanımda olsa da adil bir şekilde yükselme fırsatını yakaladım. Bilinçsiz bir şekilde çalışma hayatını öğrenirken aynı zamanda şehri de öğreniyordum. Bu kısa süre zarfında, şehrin insanlarını ve çevresini çoğu hemşehrimden daha iyi analiz ettiğimi düşünüyorum. Kendime iyilik yaparak kendimi geliştirdim sadece. Bu yüzden kendimi artık daha donanımlı biri olarak görüyorum.

Gelen gideni aratırmış gerçekten. Öğrendim ki iş biraz da lider(!) olan yöneticide bitiyormuş. Sen ağzınla kuş tutsan da hak etsen de tamamen ipler başkalarının elinde. Hayatım ve kazanımım iki dudak arasında ve bu dudaklar için bahane bulmak sanıldığı kadar zor da değil.

Defans oynarken menajerim beni kaleye aldı. Neymiş efendim, maç oynarken takım içerisinde değişiklik olabilirmiş. Peki ama neden geri hizmet? Neden ben? Ben "Allah izin verirse", ola ki terfi sınavımı kazanırsam bazı şeyleri aslında çoğu şeyi hak etmiş olacağım. Peki o zaman nasıl bakacaksınız insanların yüzüne? Hiçbir şey denemeden, şans bile vermeden beni geriye alamazsınız. Bu şekilde beni kaybeder ve saf dışı bırakırsınız; farkında mısınız? Bu anlamda dolaylı olarak kendinize de zarar verdiğinizin umarım farkındasınızdır. Ben kendimi, kırmızı kart görmüş bir kalecinin yerine maç sonuna kadar kaleye geçen oyuncu gibi görüyorum. Aslında kaleciliği bilmem. Olur ya belki bir iki kurtarış yaparsam alkış toplarım, beğenilirim. (Çok da umurumdaydı.) Bana "kaleye geç" veya "geçmezsen (alttan alttan) dışarı çıkabilirsin" denildi. Aslında takımın çalışkan oyuncusu, en çok koşan oyuncusu artık kaledeydi. Ben kalede oynamak istemiyorum; ama bu saatten sonra yapacak bir şey yok. Para kazanmak zorundayım ve maç sonuna kadar kalede durmak, şu an için yapılacak en olumlu davranış olacak belki de. Bunları düşünürken aslında bir şeyi unutuyorsunuz. Takımın düzenini bozarken aynı zamanda oyuncuları birbirine küstüyorsunuz ve en önemlisi de ileriyi düşünemiyorsunuz. Hazır elinizde frikik ustası oyuncunuz var iken siz serbest vuruşu ona kullandırmayarak başkasına attırmak ister misiniz? Profesyonel düşünürseniz, hak ettiğiniz yerde değilseniz aslında maç sonunu bekleyerek daha verimli olacağınız bir takıma gitmeyi düşünebilirsiniz. Aklınızda artık gol atmak, faydalı olmaktan çok günü kurtarmanın planları vardır. Fırsat kollamaya devam ederek süreklilik arz eden, işinizi yaparken daha mutlu olacağınız takıma geçmeyi planlarsınız. Profesyonel iş hayatı işte.

"Adalet; sevmesen de hak edene hakkını vermektir. Adalet; sevsen de hak etmeyene hakkını vermemektir. Dünyanın malını, servetini bir yere koysalar, bir insanın kalbini bir yere koysalar, biz o insanın kalbini tercih ederiz." Ne güzel söylemiş büyüğüm. Aslında konuyu özetlemiş benim için.