2011/02/24

Twitter Sapıkları

Twitter, dünyanın en yaygın sosyal ağ sitesi olma yolunda Facebook ile her zaman bir yarış içinde bulunmasına rağmen, henüz popülerlik konusunda Facebook'a karşı bir üstünlük kuramadığı için bu yarışta hep bir adım geride kaldı. Nitekim bu yarış içinde Facebook, hâlâ bayrağı elinde bulundurmaya devam ediyor.

Facebook ülkemizde Twitter'a oranla oldukça yaygın olarak kullanılmakta. Facebook, kullanım, paylaşım ve ulaşılabilirlik açısından hemen hemen herkese daha cazip gelmekte. Durum böyle iken Twitter'ı tercih eden kullanıcı sayısı da azımsanmayacak çoğunlukta. Lakin Twitter, paylaşım açısından daha sınırlı bir olanağa sahip; çünkü sadece Twit'liyorsunuz. Yani kısa bir mesaj gönderir gibi notlar gönderip takipçilerinizin okumasını sağlayabiliyorsunuz. Genelde Twit'çiler de bu durumu, özgürlükte sınır tanımadan kullandıkları için ortaya daha çok söylenmek istenip de söylenemeyen kelimelerden oluşan Twit'ler çıkıyor. Bunu çoğu Twitter kullanıcısında görmek rahatlıkla mümkün. Hatta bayan kullanıcıların çoğu, Twit'leme konusunda kesinlikle sınır tanımıyor. Günlük hayatında küfür bile etmeyen bir bayanın Twitter'ında o söyleyemediği kelimeleri görürseniz sakın şaşırmayın.

Twitter ile birilerinden haberdar olmak daha kolay ve resmi iken bu resmiyet ve doğruluk konusunda endişelerimizin olması da gayet doğaldır. Ünlü takibini, ünlü Twit'i ile sürdürebilme imkanımız var. Twitter'ın en güzel yanı da bu olsa gerek. Ama önemli olan "gerçek ünlü"yü takip ediyor olmak.

Ünlü olmayan (ünsüz) Twit'çiler de kendilerine özgü konuşma stilleri ile Twit'leşmeye devam etmekte. Kullanıcılar düşündüklerini içlerinden geldiği gibi, sansürsüz bir şekilde ve olduğu gibi yazıya dökmekteler. Bu yaptıklarıyla da büyük bir gurur duyarak kendi egolarını tatmin etmekteler. Haliyle ortaya sapık Twit'çiler çıkmakta. Oysa ki Facebook'ta durum pek böyle değil. Olsa bile sapık sayısı diğerlerine oranla daha azdır. Onlar da zaten kendilerini belli eden şahıslardır. Ama Twitter'da kullanıcıların çoğu (özellikle de sapıklık konusunda) sınır tanımamaya devam etmekte. Twitter'ın esprisi yalnızca bu kadar. "Twitter Sapıkları"nın arasında bulunmaktansa, Facebook büyüsünün içinde bulunmak, daha çok tercih edilebilir.

2011/02/19

Kuralsızlık İçinde Kararsızlık

Geçen hafta değişim şart dedikten sonra hayatımdaki çoğu iyi gitmediğini düşündüğüm davranış, tutum ve alışkanlıklarımı tekrar gözden geçirmeye karar verdim. Çevremden aldığım tepkileri de hesaba katarak kendi rotamı çizmeye çoktan başladım bile. Bu konudaki düşüncem, gerçek ve sanal alemdeki insanların verdiği/vereceği tepkilere çok da aldırış etmeden kendi bildiğimi okumaktır. Bazı şeylere kayıtsız ve sessiz kalmak bazen o kadar çok işe yarıyor ki insan bu sayede biraz daha olgunlaşıyor. Dolayısıyla insan bu dünyadaki yerini bu şekilde daha iyi anlayabiliyor.

Gerçek hayattaki insan profili hemen hemen aynı olduğu için oradaki profilimde köklü bir değişim yapmama pek de gerek olmadığını düşünüyorum. Zira geldiğim noktada, yolun henüz daha başında olmama rağmen gayet iyi bir yerdeyim. Yalnızca iletişimde biraz daha kendimi geliştirmeliyim, biraz daha kendimi kanıtlamalıyım ki toplum içindeki yerim biraz daha sağlamlaşsın. Yine de bunu yaparken çevremdeki insanları düşünerek ve onları mutlu etmek adına değil de, daha çok kendimi düşünerek bir şeyleri yapacağım. Bunun adı bencillikten biraz daha farklı.

Gelelim daha önemli konuya: Sanal alemdeki profilim. Profil deyince akla Facebook gelse de ben öncelikle Blogspot alanımdaki genel değişimlerden bahsetmek isterim. Daha önce düzensiz olarak yazı gönderirken sonraları hafta sonları yazmaya başladım. Malum, yazmak için en müsait zaman hafta sonlarına denk geliyor. Ama bundan sonra güncel konulara şahit oldukça arada bir de yazabilirim. Çünkü yazmasam da her gün düzenlemek ve kontrol etmek için bloguma giriş yapmaktayım. Amacım blogumu daha iyi bir görünüme kavuşturmaktır. Daha önce de yaptığım gibi başka blogları ziyaret edeceğim; fakat her hangi bir yorumda veya tartışmada bulunmayacağım, düşüncemi bile belirtmeyeceğim. Kendimi ve başkasını üzmenin ne gereği var ki? Kendi kendime blogumda takılacağım işte bundan sonra. Kendi içdünyamdan ve bilinçaltımdan örnekler sunacağım. Hep daha iyiye ulaşmak adına eleştireceğim, tartışacağım, alkışlayacağım, beğeneceğim ve önereceğim. Bunu yaparken de başkalarını düşünmeden hareket edeceğim. Çünkü burası özgür bir platform, istediğimi yapmakta da özgürüm. Bu özgürlükte tabi ki sınırlar var ve bu sınırlar hepimizin gerçek hayatta özgürlüğümüzü kullanırken içinde olmamız gereken sınırlardan ibaret.

Facebook, bambaşka bir alem. Çok fazla söze gerek yok aslında bu site hakkında. Sürekli bir şeyleri değiştiren Facebook yöneticileri hâlâ sitenin popülerliğini korumaktalar. Yine de Facebook, üye olmada zorunluluk gerektiren bir alan değil. Eğer üye isek, istediğimiz şekilde profilimizi oluştursak bile yeter. Amaç önemli işte burda da. Ben sadece kendimi yansıtan bir profil ile yetiniyorum. Fazlasına çok da gerek duymuyorum. Amaç paylaşmak; ama biraz kendimizi fazlaca kaptırıyoruz öylesine.

Her şey bir yana, müzik bir yana. Bırakamadım şu müziği bir türlü. Gerçi bırakmak gibi bir niyetim de yok. Niye olsun ki? Bana en yararlı olan bir şeyden ne diye vazgeçeyim ki? Zaten sahip olmak veya olmamak benim elimde. Bazen öyle zamanlarda işe yarıyor ki hayatımdaki çok önemli bir boşluğu dolduruyor. Ruhumu öyle bir doyuruyor ki sağladığı marjinal faydanın farkına hemen varıyorum. Artı parantez açıp David Guetta'dan da bahsetmek istiyorum. Ondan haberdar olmayan hâlâ olsa da, kimileri ona dilleri dönmediğin dolayı Davut dese de, David Guetta benim 1 numaralı DJ'im. Diğer DJ'ler ise 2 numarayı paylaşıyorlar. Energy 98 adlı web radyosunun da müzikal yaşantımda önemli bir yeri var ve bu yadsınamaz. Daha çok David Guetta'nın sound'larını beğeniyorum. Adam harbiden öyle müzikler yapıyor ki hakkını veriyor tarzın ve ritmin.

Konuyu çok dağıttığımın farkındayım; ama yazmışken her konuya kısaca bir değinmek istedim. Genel gidişattan şöyle bir bahsetmek istedim. Neyi, nasıl ve ne şekilde yapacağımı ve bu bağlamda blog alanımda ne gibi bir perspektif ile yoluma devam edeceğimden bahsetmek istedim. Kendi ağzımdan bir şeyler yazarak bu alanı adeta bir günlüğe çevirsem de bundan sonra bu şekilde bir yazı yazmamaya gayret göstereceğim.

Unutmadan son bir konudan bahsederek bu yazıyı tamamlamak istiyorum. Konu, kural koymamak. Aslında bu yazıyı yazarken bu konu üzerine eğilecektim hatta konu başlığım da buydu; fakat yolunda gitmeyen o kadar çok durum vardı ki bu konuda yazmaya başlamak çok sonraya kaldı ve konu çok dağıldı. Yine de kural koymama konusunda kendi tartışmamı paylaşacağımdan dolayı memnunum.

Yıllar önce birinden kendime kural koymama konusunda tavsiye almıştım. O gün bu gündür bu konuyu her karar alışımda, kendime her kural koyuşumda düşünürüm. Konu değişim dedik, değişime dair bir karar ile kendi kendime kural koyarak bir şeyleri değiştirme çabası içine girdiğim o vakit hep aynı şeylere rastlıyorum. En kötü karar, kararsızlıktan iyi olsa da insanın kendi kendine yasaklar koyması, kendini kısıtlaması çok da faydalı bir şey değilmiş. Bunu her defasında anladım ve bazı şeyleri akışına bırakmaya karar verdim. Bu da bir karar ve değişimdir aslında. Ne yapalım, ister istemez karar almak zorundayız. Unutmayalım ki zaman, çoğu kez tek başına bir çözüm sunabiliyor.

2011/02/13

Değişim Şart

"Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir." sözünü duymayan veya bilmeyen yoktur. Değişiyoruz ve değişirken de gelişiyoruz. Demek ki hâlâ bir şeyler mükemmel değil. Değişmesi gerekiyor ki değişiyor veya değişiyoruz. Belli bir olgunlağa erişildiğinde veya kusursuzluğa ulaşıldığında artık değişime gerek duyulacak mı? Yoksa yine bir değişime şahit olacak mıyız? Olacak isek bir şeylerin mükemmelliğinden bahsedebilir miyiz?

Her şey yolunda mı? Bir sorun yok, değil mi? Bu soruların cevapları "evet" ise, herhangi bir değişime gerek yok o zaman. İnsanoğlu her şeyin en iyisini ister; bu insanoğlunun doğasında vardır. İnsan ihtiyaçları sınırsızdır; ama bu ihtiyaçların karşılanması hiçbir zaman tam anlamıyla mümkün olmamıştır. Mümkün olduğu zaman da bir şeyleri değiştirmeye gerek kalmayacaktır. Çünkü zaten her şey mükemmeldir. Dolayısıyla şu an için "her şey yolunda" demekle sadece kendimizi kandırıyoruz; ama farkındayız.

İnsan her şeyi değiştirmeye kalkmadan, önce kendini değiştirmeli. Nedense herkes kendisini değiştirmeden dış dünyayı (kendisine göre) değiştirmeye kalkıyor. Bence öncelikle bunu değiştirmeliyiz!

2011/02/06

Hafta Sonu Blogcusu

Futbol ile ilgili son yazımı geçen hafta yazmıştım. Artık futbol hakkında yazmak ya da konuşmak gibi bir niyetim pek kalmasa da aklımda hâlâ Beşiktaş'ın Dynamo Kyiv ile oynayacağı Avrupa Ligi maçları var. Yine de futboldan herhangi bir beklenti içinde değilim. Umarım futbolla ilgili bir yazı daha yazmam ve bir yorumda da bulunmam.

Internet ve elektrik olduğu sürece her hafta sonu yazmayı düşünüyorum ve istiyorum. Haftalık bir konu bulup o konu üzerinde kendimce bir şeyler karalamak geliyor içimden. İllaki her hafta sonu yazmam gerekiyormuş gibi hissediyorum kendimi. Konu her şey olabilir; yaşadığım bir olay, herkesi ilgilendiren bir haber veya sıradan bir konu. Nasıl tasarlıyorsam o şekilde yazıya dökmek istiyorum kelimeleri ve cümleleri. Yalnız bu hafta için kendimi yazma konusunda pek hazır hissetmedim. Ama yine bloguma bir post (yazı) göndermezsem olmazdı. En azından bu yazı da bundan sonra bloglama konusunda nasıl bir yol izleyeceğim konusunda bilgi niteliğinde olsun istedim.

Bu hafta için kendime bir konu seçmedim. Birçok konu aklımdan geçti; fakat bir şey yazmak istemedim. Biraz da "Nasıl olsa okunmayacak, neden yazayım ki?" düşüncesine kapılarak kendime bir önyargı oluşturdum. Biliyorum; bu blogu kimse takip etmese de ben yine de her hafta sonu bloguma bir post göndereceğim.