2011/02/19

Kuralsızlık İçinde Kararsızlık

Geçen hafta değişim şart dedikten sonra hayatımdaki çoğu iyi gitmediğini düşündüğüm davranış, tutum ve alışkanlıklarımı tekrar gözden geçirmeye karar verdim. Çevremden aldığım tepkileri de hesaba katarak kendi rotamı çizmeye çoktan başladım bile. Bu konudaki düşüncem, gerçek ve sanal alemdeki insanların verdiği/vereceği tepkilere çok da aldırış etmeden kendi bildiğimi okumaktır. Bazı şeylere kayıtsız ve sessiz kalmak bazen o kadar çok işe yarıyor ki insan bu sayede biraz daha olgunlaşıyor. Dolayısıyla insan bu dünyadaki yerini bu şekilde daha iyi anlayabiliyor.

Gerçek hayattaki insan profili hemen hemen aynı olduğu için oradaki profilimde köklü bir değişim yapmama pek de gerek olmadığını düşünüyorum. Zira geldiğim noktada, yolun henüz daha başında olmama rağmen gayet iyi bir yerdeyim. Yalnızca iletişimde biraz daha kendimi geliştirmeliyim, biraz daha kendimi kanıtlamalıyım ki toplum içindeki yerim biraz daha sağlamlaşsın. Yine de bunu yaparken çevremdeki insanları düşünerek ve onları mutlu etmek adına değil de, daha çok kendimi düşünerek bir şeyleri yapacağım. Bunun adı bencillikten biraz daha farklı.

Gelelim daha önemli konuya: Sanal alemdeki profilim. Profil deyince akla Facebook gelse de ben öncelikle Blogspot alanımdaki genel değişimlerden bahsetmek isterim. Daha önce düzensiz olarak yazı gönderirken sonraları hafta sonları yazmaya başladım. Malum, yazmak için en müsait zaman hafta sonlarına denk geliyor. Ama bundan sonra güncel konulara şahit oldukça arada bir de yazabilirim. Çünkü yazmasam da her gün düzenlemek ve kontrol etmek için bloguma giriş yapmaktayım. Amacım blogumu daha iyi bir görünüme kavuşturmaktır. Daha önce de yaptığım gibi başka blogları ziyaret edeceğim; fakat her hangi bir yorumda veya tartışmada bulunmayacağım, düşüncemi bile belirtmeyeceğim. Kendimi ve başkasını üzmenin ne gereği var ki? Kendi kendime blogumda takılacağım işte bundan sonra. Kendi içdünyamdan ve bilinçaltımdan örnekler sunacağım. Hep daha iyiye ulaşmak adına eleştireceğim, tartışacağım, alkışlayacağım, beğeneceğim ve önereceğim. Bunu yaparken de başkalarını düşünmeden hareket edeceğim. Çünkü burası özgür bir platform, istediğimi yapmakta da özgürüm. Bu özgürlükte tabi ki sınırlar var ve bu sınırlar hepimizin gerçek hayatta özgürlüğümüzü kullanırken içinde olmamız gereken sınırlardan ibaret.

Facebook, bambaşka bir alem. Çok fazla söze gerek yok aslında bu site hakkında. Sürekli bir şeyleri değiştiren Facebook yöneticileri hâlâ sitenin popülerliğini korumaktalar. Yine de Facebook, üye olmada zorunluluk gerektiren bir alan değil. Eğer üye isek, istediğimiz şekilde profilimizi oluştursak bile yeter. Amaç önemli işte burda da. Ben sadece kendimi yansıtan bir profil ile yetiniyorum. Fazlasına çok da gerek duymuyorum. Amaç paylaşmak; ama biraz kendimizi fazlaca kaptırıyoruz öylesine.

Her şey bir yana, müzik bir yana. Bırakamadım şu müziği bir türlü. Gerçi bırakmak gibi bir niyetim de yok. Niye olsun ki? Bana en yararlı olan bir şeyden ne diye vazgeçeyim ki? Zaten sahip olmak veya olmamak benim elimde. Bazen öyle zamanlarda işe yarıyor ki hayatımdaki çok önemli bir boşluğu dolduruyor. Ruhumu öyle bir doyuruyor ki sağladığı marjinal faydanın farkına hemen varıyorum. Artı parantez açıp David Guetta'dan da bahsetmek istiyorum. Ondan haberdar olmayan hâlâ olsa da, kimileri ona dilleri dönmediğin dolayı Davut dese de, David Guetta benim 1 numaralı DJ'im. Diğer DJ'ler ise 2 numarayı paylaşıyorlar. Energy 98 adlı web radyosunun da müzikal yaşantımda önemli bir yeri var ve bu yadsınamaz. Daha çok David Guetta'nın sound'larını beğeniyorum. Adam harbiden öyle müzikler yapıyor ki hakkını veriyor tarzın ve ritmin.

Konuyu çok dağıttığımın farkındayım; ama yazmışken her konuya kısaca bir değinmek istedim. Genel gidişattan şöyle bir bahsetmek istedim. Neyi, nasıl ve ne şekilde yapacağımı ve bu bağlamda blog alanımda ne gibi bir perspektif ile yoluma devam edeceğimden bahsetmek istedim. Kendi ağzımdan bir şeyler yazarak bu alanı adeta bir günlüğe çevirsem de bundan sonra bu şekilde bir yazı yazmamaya gayret göstereceğim.

Unutmadan son bir konudan bahsederek bu yazıyı tamamlamak istiyorum. Konu, kural koymamak. Aslında bu yazıyı yazarken bu konu üzerine eğilecektim hatta konu başlığım da buydu; fakat yolunda gitmeyen o kadar çok durum vardı ki bu konuda yazmaya başlamak çok sonraya kaldı ve konu çok dağıldı. Yine de kural koymama konusunda kendi tartışmamı paylaşacağımdan dolayı memnunum.

Yıllar önce birinden kendime kural koymama konusunda tavsiye almıştım. O gün bu gündür bu konuyu her karar alışımda, kendime her kural koyuşumda düşünürüm. Konu değişim dedik, değişime dair bir karar ile kendi kendime kural koyarak bir şeyleri değiştirme çabası içine girdiğim o vakit hep aynı şeylere rastlıyorum. En kötü karar, kararsızlıktan iyi olsa da insanın kendi kendine yasaklar koyması, kendini kısıtlaması çok da faydalı bir şey değilmiş. Bunu her defasında anladım ve bazı şeyleri akışına bırakmaya karar verdim. Bu da bir karar ve değişimdir aslında. Ne yapalım, ister istemez karar almak zorundayız. Unutmayalım ki zaman, çoğu kez tek başına bir çözüm sunabiliyor.

Hiç yorum yok: